Ezberindeki talihsiz kader

Ezberindeki talihsiz kader

Bunu sana ben,
bir akşamın
yağmuru esir aldığı penceremin buğusunda resimlediğim adını seyrederken yazıyorum.
Gözlerimin içinden geçen, ama söylendikçe eskiyen, bir şarkının nakaratından susarak yazıyorum.
Zil zurna bir oda ve litreler dolusu şarap üzeri şiir; yarısının tükenmiş olduğuna bakma, yaralanarak yazmaya alışkınım ben, hele de beni okuyan sensen, bak; daha uzun bir ömür var önümüzde demek kar etmiyor..
Her gün, biraz daha azalan,
parça pinçik edilmiş bir yaşamın kıyısındayım ben., Ha düştüm ha düşeceğim vaktim az.

Ama yine de gidene kadar okuyacağın
en son yazan ben olmalıyım…
Ama diyorum ya;
bu yazıyı sana ben, bir zihin felcinin eşiğinden yazıyorum.
Burada düzen arama.

Dinle, sınırın hangi yakasındasın bilemedim ama,savaşını bırakıp kulak asmalısın bana.
Ağzının alışageldiği üzere bir aptalım ve ötesinde, belki itiraf edemediklerinin bir toplamı olarak, koca bir yalanım içimden “bilirim, öyleyim” diye yanıtladım.
Ama değilimdir, bunu herkes bilir;
‘şuur’ yükünün anlamını yakaladığım gün ölçüyü özgür bırakırım Ölçüsüz içer, ölçüsüz sever, sayar, korurum, bir neden yokken ağlar, her yer nedenken susar, bazen mızıka çalar, durmadan şiir yazarım.
Ben bir sokak sanatçısıyım,
iki dinler, bir yazarım;
gece tek telli bağlamasıyla
ölesiye sololar çalan bir sevda yoksa sokağımda, gezegenin en azılı anarşisti kesilirim.
Ben bir anarşistim, bunu da bilmelisin…
Ama soluk borumdan içeri girmeye görsün mavi deniz kokusu, iki yüz elli promil aşkla karıştığında tüm huysuzluğumu saniyesinde toprağa gömerim.
Kafka ve Kundera ve Fante ve diğerleri; gözlerim dolana dek hepsine söverim ve de zekam yetiyorsa seni kandırmaya, bileğinden kavradığım sokaklara sürüklerim.
Gözlerin yanar, saçların dökülür,;
sesini rendelerim kentin tüm kör köşe başlarında.

Bilirsin, ben tehlikeliyim,
beş duyunun beş türüyle yaşarım ve ötesini düşlemeye kalkarsan eğer, düşlerine girer ve tüm kurgularına tecavüz ederim.
Dudaklarında biriken tüm sözcükleri elimin tersiyle oraya hapseder, içlerinden seçtiklerimi parmaklarımın arasından salarak teker teker birbirine zincirler, her seferinde hoşuma giden cümlelerini dinlerim.

Tanırsın beni,sadece kendime, merhametsizim, gitmek istersen, nereye olursa olsun yolcu ederim.
Ama anlamalısın,
Umursamaz değilim; gezegenin en duyarsız ülkesinin, en vurdum duymaz şehrinde dahi umursamaz olmayı beceremedim.

Sana dair ne varsa,
o aşk dediğin gözlerinle bakacaksa,
neleri duyup, neleri yaşayacak ve tadacaksam, hepsiyle yıllar öncesinde ama peşinen ve ebediyen hemhal olmuş gibiyim.

Seni ezberledim ve zihnimin tüm çıkmaz sokaklarına robot resmini iliştirdim.
Rastladığım yerde geri basıyorum, anlıyor musun?
Her aklıma geldiğin yerden tüyüyorum;
çünkü ben doğduğun ve öldüğün toprağın kokusunu taşıyorum.

Kaderinin bir bilmeyeni olarak,
duvarında asılı duruyor olmanın ne demek olduğunu tahmin edebiliyorum.
Çünkü kaderimin bir bilmeyeni olarak senin, asılı durduğun kaldırım diplerinde volta atıyorum.
Çünkü durduğumda kendimden başka gölgem dahi kalmayacak biliyorum.

Ve başıma musallat olan bu üçüncü sınıf katil, alınyazısı denen şey, kötü; farkındayım.
gün geldiğinde beni kevgire çevirip
çukuruna atacağını biliyorum; ürküyorum.

Bu yazıyı sana ben,
çirkinliğimin diplerine kazdığım tünellerden yazıyorum.
Çünkü bilirsin, ucubeliğin ve yüksek güzelliğin lanetleri ikizdir, seni anlayabilmenin tek yolu, susarak kazacağım kaçak tüneldir.
Işığı az ve havası basıktır,
ama ne ne acıdır ki, tüneli aşabilenlerin hepsi astım hastasıdır.

Kaderine vakıf olmamın verdiği sıkıntıyı beceriksizliğimin itirafı dindirecekse eğer, hakikaten vasıfsızlığın doruklarındayım.
İlkokulda yaşıtlarım a, b, c, d, e diye giderken, ben alt alta “a” diye sıralardım, jenerasyonumun en esaslı aşk mektubunu dokuz yaşında yazıp muhatabımın annesi tarafından yakalandım, yaklaşık bir sene sonra, annemden aşırdığım parayla kendime delik bir su tabancası ve kuzenime koca bir bebek satın aldım, o akşam yuttuğum acı biberi hala ağlayarak anımsarım,

Yaşıtlarım test çözerken ben günlük karaladım..
Şiir yazdım.
Hep inandım aşka..
Var dedim,
ne insandan,
ne aşkdan hiç umut kesmedim.

Bu yazıyı sana ben,
insan ömrünün en önemli yol ayrımının gölgesinden yazıyorum.
Bu gecenin omuzlarından tutarak diyorum ki; incitme beni.
Kambur girdiği hayatı, kambur tamamlayan bir kadının ezberindeki bu talihsiz kaderin, şerrimden muaftır.
Dilediğin an git benden.
Tanrıya rağmen hakkım helaldir.
Çünkü sana soluğundan daha hızlı sızıyorum, çünkü; seni çok seviyorum..

 

Elif Yıldız Kıratlı