UZAKULKE ATEŞİ YETER

Deniz Gibi Çekilmişiz ama Tuzumuzu Bırakmışız …

Merhaba Dünya!

Hoş Geldiniz UZAKÜLKE. Bir şeylerin yanlış gitmeye başladığı daha o ilk anda neler hissedilir, doğrusu pek bilinmez ama yine de sonsuz bir özlem, bir hasretle bizi çeken bir Uzak Ülke’yi düşünürüz hep, bir “en” son olarak.

Düşlerimiz vardır bir yerlerde, saklıdır herkesten, bazen kendimizden bile. Herkesin düşleri vardır bir yerlerde… yakalanmayı bekler, kendimizden habersiz, bir Uzak Ülke’yi düşleriz… Uzakta, doğusunda düşlerimizin. Asla, asla, asla varamadığımız bir yerlerde.

Burası, o düş ülke değil, olamaz da. Burası, bilgisayarların soğuk gerçekliğinde, akım yoğunlukları arasında bir “kurtarılmış bölge” olabilir olsa olsa…

Uzak Ülke’ye dair söylenebilecek ilk şeylerden biri çok uzak olmasıdır. Bunun için bir toprak parçasını baz almak çok yanlış olur.

Uzak Ülke’yi bulmak oldukça zamanımı aldı benim. Uzak Ülke’ye ulaşmaya çalışırken bile hep orayı hayal etmek bize daha hızlı yol aldırır. İçinizdeki umutları paylaşmaya dair isteğiniz var ise Uzak Ülke’yi bulmak için Kuzey Yıldızı doğrultusunda ilerleyin. Mutlaka bulacaksınız. Buna inanın.

Uzak Ülke’ye vardığınızda, buna alıştığınız zaman gözlerinizi kapatmanız bile yeterli olabilir, paylaşmanın zevkine varın. Uzak Ülke’nin her bir yerinde sizi dinlemek isteyen veya size bir şey anlatmak isteyen insanlar olacaktır. Çoğu zaman sadece insanlar olmayacaktır. Yoldan geçerken gördüğünüz bir ağaç bile size bir şeyler anlatmak ister.

Uzak Ülke’de gece bir farklıdır. Korkacağınız bir şey yoktur. Size umudu anlatmak isteyen, karanlık gökyüzünü süsleyen nice yıldızlar vardır. Sizin umutlarınızı da onlara taşır yıldız meltemi.

Her şey gözlerinizi açtığınızda biter. Ulaşabileceğinizden daha yakın bir ülkeden ayrılmış, gerçekliğin kaybolmuşluğundan geri dönmüşündür. Uzak Ülke’ye dönme umuduyla.

Bir başka mekan bir başka zaman

YÜREĞİNİZİ ISITMAK İÇİN SADECE UZAKULKE ATEŞİ YETER…

https://wordpress.com/view/mavipatikli556.wordpress.com

Silgi – Bilgi

Babası yeni evlenen oğlunun evine tebriğe gider…

Oturunca bir beyaz kâğıt, bir kalem ve bir silgi getirmesini istedi.

Genç: “Niçin?” dedi.

Baba: “Hele sen getir.” dedi.

Genç, kalem ve kâğıdı getirdi…

Silgi bulamamıştı.

Babası: “Koş bir silgi satın alıver”, dedi.

Oğlu epey şaşırmıştı, ama dışarı çıktı, bir silgi satın alıp getirdi, babasının yanına oturdu.

Babası: “Yaz,” dedi.

Genç: “Ne yazayım?”

Baba: “İstediğini yaz.”

Genç bir cümle yazdı.

Baba: “Şimdi onu sil.”

Oğlu sildi.

Baba: “Bir cümle daha yaz.”

Oğlu: “Allah aşkına baba, ne istiyorsun ki?”

Baba: “Yaz bir daha.”

Oğlu yazdı.

Baba: “Sil,” dedi.

Oğlu sildi.

Baba yine: “Yaz,” dedi.

Oğlu: “Allah aşkına desene baba, ne bu?”

Baba: “Hele sen yaz”

Oğlu yazdı.

Baba: “Sil,” dedi.

Oğlu tekrar sildi…

Baba sordu: “Kâğıt hala beyaz mı?”

Oğlu: “Evet. Ama mesele nedir?”

Baba oğlunun omzuna vurdu ve:

“İşte evlilik de böyledir, bir silgiye ihtiyacı vardır…

Evlilikte hanımından göreceğin ve hoşuna gitmeyecek bazı durumları silmek için bir silgi taşımalısın yanında…

Hanımın da öyle bir silgi taşımalı beraberinde, senden sadır olacak ve hoşuna gitmeyecek şeyleri silmek için.

Zira evlilik sayfası bir kaç gün içinde kapkara olacak…

Kadının huyu para yokken; erkeğin huyu da para çokken anlaşılırmış.

Her halükârda sınavda olduğunu unutma…

Sınavı kaybedersen, iki cihanın da harap olur.

Eşinden sevgi ve saygı bekliyorsan; Sen de ona göstereceksin.

Almadan vermek Allah’a aittir.

SİLGİ VE BİLGİ

ikisi de 5 harftir.

Başlarındaki harfleri atarsak geriye ilgi kalır.

İlgi olmadan ne silgiye ne de bilgiye ulaşabilirsin…

Kırılır için..

Kırılır için
Yıkılmasını izlersin onca emeklerinin susar bişey diyemez lisanın,içinin derinliklerine yüklediğin sevda kâr kalır sana,yitip gidenlerde cabası

İlk durağın neresiydi sahi
Hangi vazgeçemediklerin hatrında kaldı onca çayı ve sigarayı boşa harcadığın uykusuz kaldığın geceleri düşün,

Delhizlerden yuvarlanıp alal aşağı olmuş,
Örselenmiş ökçende birikmiş onca heceleri düşünde gel bana sevgili,
Sensizliğinde boşa harcayacak ne bir sigaram kaldı nede demi tutan çay’ım . . .

Öyle işte

Murat Özçelik . . .

Başın sağolsun deyimi…

 

Başın sağolsun deyimi

1) Ok nedeniyle oluşan yaralar, iyileşme döneminde büyük bir kabuk bağlar; bu kabuk, kafa şeklini andırdığı için yaraya ”baş” denirdi.
Yaralıya yönelik iyi dilek belirtmek isteyenler de ”Başın sağalsın” yani ”Başın sağlaşsın” derlerdi.
Söylem zaman içerisinde değişerek ”Başın sağolsun” şeklini aldı.
Halk içerisinde, derin bir ok yarası kadar can yakan ölümlerin ardından ”Başın sağolsun” söylemi yerleşti.

2) Örgütlü yaşayan bir millet olan Türklerde devleti, boyu vb. yönetenler, milletin geri kalanının yaşamı için öneme sahip olduğundan ”Başımız sağolsun” denerek geri kalanların sağlığı için iyi niyet göstergesinde bulunurdu. Söz, günümüzde de bu anlamda kullanılabildiği gibi kapsamını genişleterek çok kapsamlı bir anlam kazandı.

3) Ölen kişinin acısı nedeniyle aklen ve ruhen çöküntüde olabilecek yakınlarına ”Başın sağolsun” denir; bu ifadeyle ”Sen kendini topla, başına, aklına mukayet ol” gibi anlamlar kastedilirdi.

Yani ”Başın sağolsun” söylemi, karşıdakinin acısını yok sayan bir tutuma sahip olmamakla birlikte, ince bir düşünce ağıyla söylenegelmiş bir ifade olarak yaşamaktadır.

Alıntı