Çocuğa Hissetmeyi Öğretmek


Anne olduktan sonra insanın kalbi dışarıda atmaya başlıyor.

Çocuğumuzun mutluluğumutluluğumuz, hüznü hüznümüz oluyor. Bu yüzden çoğu zaman onu üzebilecek her şeyden
korumak istiyoruz. Düşmesin, kırılmasın, ağlamasın, hayal kırıklığı yaşamasın…
Fakat zamanla anlıyorum ki çocuk yetiştirmek, çocuğun önündeki taşları temizlemek değil; o taşlara
takıldığında yeniden ayağa kalkabilecek gücü ona kazandırmaktır.

Rousseau’nun ifadesiyle, “En çok yaşamış insan, en çok yıl saymış olan değil; hayatı en çok
hissetmiş olandır” (Rousseau, 2014).
Bu söz, çocuk eğitimine de ışık tutuyor. Çünkü yaşam yalnızca neşeden ve başarıdan oluşmaz.
İnsan biraz da üzüldüğü, özlediği, beklediği,
kaybettiği ve yeniden başladığı kadar yaşar. Duyguların bir kısmını yaşamaktan kaçınmak,
hayatın bir kısmını yaşamaktan vazgeçmek demektir.

Bugün birçok yetişkin duygularını tanımakta zorlanıyor. Üzüldüğünde ne hissediyor,
öfkelendiğinde neden öfkeleniyor, kaygısının altında hangi ihtiyaç yatıyor, fark edemiyor.
Bunun sebeplerinden biri de çocuklukta duygularının yeterince görülmemiş olması olabilir.
Sürekli “Ağlama”, “Bir şey yok”, “Üzülme” sözlerini duyan çocuk, zamanla hislerini
bastırmayı öğrenir; anlamayı değil.

Oysa çocuk gelişimi alanındaki bilgiler, duyguların bastırılmasının değil, kabul edilmesinin
daha sağlıklı olduğunu göstermektedir. Çocuk üzüntüsünü yaşayabildiğinde duygusal
dayanıklılık geliştirir. Hayal kırıklığıyla karşılaştığında bunun geçici olduğunu öğrenir.
Ağladıktan sonra yeniden gülmenin mümkün olduğunu deneyimler. İşte psikolojik sağlamlık
tam da bu deneyimlerin içinden doğar.

Bir çocuk oyunda kaybettiğinde üzülür. Arkadaşı onu dışladığında kırılır. Çok emek verdiği
bir çalışması fark edilmediğinde hayal kırıklığı yaşar. Bu anlarda amacımız onun duygusunu
ortadan kaldırmak değil, duygusuna eşlik etmek olmalıdır. “Boş ver” demek yerine “Bu
durum seni üzmüş olmalı” diyebilmek, çocuğun duygularına ayna tutar. Çünkü çocuklar
duygularını bizim rehberliğimizle tanımayı öğrenirler.

Belki de çocuklara verebileceğimiz en büyük armağan, onları her türlü üzüntüden korumak
değil; duygularıyla güvenli bir ilişki kurmalarına yardımcı olmaktır. Çünkü hayat onları er ya
da geç sevinçle de hüzünle de karşılaştıracaktır. Biz onların yolundan bütün zorlukları
kaldıramayız; fakat karşılaştıkları zorluklarla baş edebilecek içsel gücü geliştirmelerine destek
olabiliriz.
Sonunda anlıyorum ki iyi bir çocukluk, yalnızca mutlu anıların biriktiği bir dönem değildir.
İyi bir çocukluk; bütün duyguların görüldüğü, kabul edildiği ve anlam bulduğu bir
yolculuktur. Çünkü insanı büyüten sadece yaşadıkları değil, yaşadıklarını hissedebilme
cesaretidir. Ve belki de gerçekten yaşayanlar, hayatın her rengini yüreklerinde
taşıyabilenlerdir.
Bu deneme, Jean-Jacques Rousseau’nun çocukluk, duygu eğitimi ve insanın yaşama deneyimi
üzerine düşüncelerinden esinlenilerek kaleme alınmıştır.


Kaynakça
Rousseau, J. J. (2014). Emile: Bir çocuk büyüyor. İstanbul: Selis Kitaplar.
Demet YILDIZ, Çocuk Gelişimi alanında öğrenim görmekte olup erken çocukluk eğitimi,
ebeveynlik, oyun ve çocuk hakları üzerine okumalar ve yazılar yapmaktadır.

https://t.me/uzak_ulke